Karşı Kültür

Dosya: Kutuplar ve Geçişler – Emma ve Realizm

Semiha Betül 15 Kasım, 2012 Dosya Yorum Yapılmamış
Dosya: Kutuplar ve Geçişler – Emma ve Realizm

Madame Bovary, Gustave Flaubert’in realizm akımına öncülük ederek yarattığı roman ve romandaki başkahramandır.  Burjuvazi değerleriyle aydınlanma çağının etkisinde yaşayan bölge insanlarını kendi gözlerinden, çoğu zaman da Mme Bovary’nin gözünden görürüz bu romanda. Bu kitap Madame Bovary ile birlikte taşrada gelenekler ve hayat üzerine işlenmiş bir anlatıdır aynı zamanda. Kitabın orijinal ismi de Madame Bovary, mœurs de province bu gelenek ve yaşayış biçimleri anlamlarını barındırmaktadır.

Her gün dünyasının sıkıcılığıyla yeniden yüzleşen bir kadın, köyden çıkma çabasıyla kocası Charles’la evlenen, dikey hareketlilik özlemi içinde aristokrasiye ilişmeye çalışan fakat küçük bir kasabada orta sınıflığa mahkum olmuş bir ‘melek’ tir Mme Bovary.

Charles, Emma’nın babasını tedaviye geldiğinde Emma ile tanışan ve sonrasında Emma’nın babasının izniyle evlenen bir doktor. Hırslı bir adam değil ama karısını çok sevmekte ve ona hayranlık duymaktadır.  19.yy şartlarına göre aslında Emma’ya pek çok yönden serbestlik sunmaktadır. Karısının sözüne güvenir ve geleceğe dair hayallerinde yavaş ve huzurlu akışında eşi ve çocuklarıyla mutlu, makul bir yaşam vardır. Elbette bu makullük o dönemin özelliklerine göre şekillenmiş bir makullüktür yine de örneğin kız çocuğunun gelecekte en iyi şekilde eğitim almasını istemektedir.

Homais, ben her şeyin doğrusunu biliyorum saikiyle yaşayan ve kendini sürekli bilgisiyle pazarlayan bir adam. Bilginin yaşadıkları çağda uygulanması gereken yöntem ve ışığında gidilmesi gereken bir birikim olduğuna inanır. Filozoflardan, tıpçılardan alıntılar yapar ve okuduklarını bu konularla ilgilenmeyen kişilerle paylaşmaktan ve onları da ilmin gerçekliğine davet etmekten yılmaz.  Doktorun arkadaşlığında her şeyden önce bir bilim adamı olmak ve amaç için uğraşmayı görür.

Rodolphe, Kırda bir müstakil evde yaşar. Çapkındır ve topluluk tarafından da öyle bilinir. Avcılıkla ve kadınların zihinlerini çelecek söz oyunlarıyla ilgilenir. Bu alfa erkeği Flaubert’in kadınları yoldan çıkaran adam olarak bir toplumsal tip olarak güzel, pek çok insanın etrafında rastlayabileceği bir karakterdir.

Lheureux hem hesap kitabı pek iyi hem de içten pazarlıklı bir tüccardır. İnsanlar ondan dalavereleri sebebiyle çekinir, uzak dururlar. Para kazanmak için insanların zaaflarından faydalanır ve geri ödenemeyecek borçlara Emma’yı ikna eder.

Rollet Ana, pek çok çocuğa süt annelik eden bir köylü kadın. Geçim derdi içerisindedir.

Léon Dupuis romantik ve yakışıklı bir gençtir. Emma’nın önce hayranı daha sonra sevgilisi olmuştur. Emma ile benzer özlemleri paylaşır fakat o bir çocuk olarak kalacak ve kimin kimin metresi olduğu anlaşılmayan bir ilişkide duygu ve güven barajını aşamayacaktır.

Gustave Flaubert’in gerçekçiliği belki de en çok ‘bir yüzleşme olarak gerçek’ anlayışı olarak gerçekçiliktir. Bu yüzleşme pek çok farklı yönlerden incelenebilir. O döneme ait insani duygular ya da anlamlandırmalar yahut çatışmaların hala zaman zaman sürebildiğini fark ettiğimizde bu yüzleşme bizim; dönem anlatısı olarak roman karakterlerinin ‘yazgıları’ ile yüzleşmemiz/ bu yüzleşmede kendi hayatımızdan parçalara rastlamamız şeklinde vuku bulur. Bu yüzleşmeler, romanın topluma tutulan bir ayna olması gerektiği düşüncesindeki  Flaubert’in anlatısında; romanda bulundukları toplumsal konumu itibariyle ‘tip’ ler yaratması ile de mümkün olmuştur.  Sınıflar arasındaki çatışmaların ve üst sınıfa öykünmenin nihayete ulaşmayan devamlılığında, bireyin verili bir topluma uyum sağlamaya çalışma çabası var olageldikçe, çağlar boyunca Madam Bovary romanında kimlerden bahsedildiğini gözümüzde canlandırabiliyoruz.  Belki sosyal konjonktürün çok daha farklı olduğu bir toplumsal gerçeklikte Bovary okunması aynı sonucu vermeyecektir çünkü Flaubert’in yazınında ortaya konan tam da genel ‘insan doğası’ kavramına göndermelerle dolu iken aynı zamanda bu doğayı hazırlayan toplumsal ve topluma dair olan her şeyi kapsayan ekonomik, siyasi, fikri zemin temelinde anlamlandırıldığında geçerlik kazanmaktadır. Burada mesele Bovary’nin bir kadın olarak ifade edilişinde, kadının modern çağlarda da günümüzde de yaşadığı sıkışma halinin değişen sosyal hallerde adı değişse de geçmeyişidir. Bu sıkışma Freud ile Nevrotik kadınlar olarak incelenecek, isimlendirilerek nesneleştirilecek olabilir. Hastalık türleri çağlara göre yeni isimler kazansa da bir çağa ayna tutan yazarın tam bu değişimin nüvelerini gösterdiği anlam dünyaları farklılaşmaları bize semptomlardan çok kökenlere inmeyi hatırlatabilir. Bu anlamda Madame Bovary feminist düşünce açısından da önemli bir konumda bulunmaktadır.

Pozitif bilimin bu romanda karşımıza çıkan realizme etkisi için, Monsieur Homais’den biraz daha bahsetmeli. Monsieur Homais düzenli hayatı içinde kendini ilme adamış bir eczacıdır.  Bu hikayedeki rasyonellik payı ona biçilmiştir. Örneğin tragedyadaki fikirleri kınayıp üslubunu takdir edebilmesi objektif bir birey olduğunu gösterir. Aydınlanmanın vaat ettiği; hurafeden arınmış, ilerlemeci, kalkınmacı bir kişi olarak ifade eder kendisini ve rahiplerden bile böylesini bekler. Flaubert, böylesine olay ile yazılan arasındaki yazarı çıkarmak düşüncesiyle, kendini edebiyatında bir aktarıcı konumuna indirgese de Homais’e biçilen sıkıcı adam payesini gözden kaçırmak mümkün değildir. Aslında çiftçi panayırı olurken Rodolphe ve Emma diyaloğunun arka planındaki kalkınmadan bahseden türlü siyasetçilerle de tam bu noktada bir yakınlık kurulabilir. Homais romanın sonunda da hiç sarsılmamış hayatı, başkalarının acıları karşısında bıçak gibi keskin kayıtsızlığı ile rasyonelliğine Flaubert’in nasıl yaklaştığına dair belki bize ipuçları verebilir.

Emma romantiktir, Emma yaşananların romantik olması özlemindedir, öyle kitaplar okumuştur ve arayış içerisindedir. Sürekli ilerlemeci bu zihin duygulara Emma’nın yer verdiği kadar yer vermedikçe onun nazarında gülünçleşmekte, acınası hale gelmektedir. Ekonomik ilerlemesini gerçekleştiremeyen Emma romantik ideallerini gerçekleştirebilecek zemini bulamamaktadır. Bir tarihçilik örneği ile karşı karşıyayız burada. Gustave Flaubert, Yonville kırsalında hayatını geçiren bu kadını gözlerimizde çizerken bizlere o tarihteki bütün Madame Bovary’ler ile iletişime geçirebilir. Başkalarının gözünden Emma’yı, onun kendini ve bulunduğu sosyal ortamı değerlendirişi, döneme dair pek çok ipucu verir.

Hayale kapılmamak hakikatten ayrılmamak realizmin göze çarpan ögelerinden biridir. Bu kitapta hayal ve hakikat bir diyalektik anlatı içerisinde ise sentez ölümdür diyebilir miyiz? Gerçekten de hayale kapılmamak ele alınan baş karakter Emma iken Flaubert için pek mümkün değildir ama hayallerinden kabukları soyuluyormuşçasına tek tek  kopan-koparılan Emma, gerçeklik karşısında uzun ölümüyle çırılçıplak kalır. İşte Emma’nın realitesi iç ve dış gerçekliğini aynı anda bizlere aktarabilen Flaubert’in kaleminden böyledir. Hakikatin kendisi hayale bağlı iken Flaubert’in realizmi, ‘realizm’in eleştirisini içinde barındıran bir realizmdir. Burada tırnak içindeki realizm o kırsaldaki realite olarak, yaşanan sosyal gerçeklikler bağlamında  bir eczacı ya da onun ailesi veya romanda geçen diğer sosyal uyum sağlayıcıların realizmidir.  Şüphesiz yazarın öznelliğini gerçeklik anlatısında bir araç gibi gören Flaubert bu noktada bir kültürel yahut politik denebilecek perspektif sunmuştur. Sıkıcı Homais’in değil romantik Emma’nın baş karakter içinde oluşu bu eleştirel tavrın en görünür noktalarından biridir aslında. Konu örgüsü ve seçimi yöntemden ayrılabilir değildir. Bu sebeplerle bu edebi tavır psikolojik realizm ve eleştirel realizmi içinde barındırmaktadır denebilir. Flaubert’in öznelliği tehlikeli bir mesele olarak gördüğü çağa biz geriye bakan bir bakışla baktığımızda onun öznelliğinin hiç de tehlikeli olmadığını ve tam da bu öznellik sayesinde realizmin bu kadar güçlü olduğunu kavrayabiliriz.

Şimdi metinden alınan birkaç örnek üzerinden Flaubert’in Madame Bovary romanındaki realizminin bu veçhelerine değinebiliriz.

Henüz birinci bölümden kavrar bizi kişilere dair nasıl bir izlenime sahip olmamız gerektiğine ilişkin anlatım. “halk çocuğu olduğu belli ama kendi biri gibi giyinmiş”, “köy kilisesi korosundakiler gibi” . Kişilerin giydikleri kıyafetlere göre ait oldukları sosyal sınıfların kesinleştiği bu döneme ait bir özelliktir. “Herkes sosyal statüsüne göre giyinmişti”  Keza aynı paragrafın sonunda kimlerin masanın en ücra köşesine oturacağı da giyimlerine göre belirlenmiş olarak karşımıza çıkmaktadır.

“İçinde kendiliğinden oluşan bir riyakarlıkla onu görmesi yasak edildiğine göre o halde onu sevmeye hakkı var diye düşündü.” Emma’nın içinde bulunduğu karmaşayı, eylem düşünce ilişkilenmesini bir riyakarlık olarak değerlendirmektedir. Emma burada toplumsal olana isyankarlıkla, kendini Yonville kasabası orta ve alt sınıf insanların ahlakından ayırabilme özlemiyle belirginleşmektedir. Bu yüzden davranışları yasaklara karşı tepkisel fakat kendi tutarlılığını gözetici bir gelişme olarak da değerlendirilebilirdi. Bir kere daha buraya tarafsızlık iddiası şerhi koymak gerekir.

“Bir sanatçıya göre daha coşkun bir yapısı olduğundan, manzaradan çok heyecan arardı. Bu yüzden de kalbinin bir çırpıda hızlanmasına neden olmayacak her şeyi değersiz bulurdu.”

“Hint bitkileri gibi aşkın da özel bir toprağı ve iklimi olması gerekmez miydi?”

Emma’nın kocasına ilişkin hislerini, düşüncelerini ifade ettiği bir bölümde kadın erkek kalıplarına dair algılar görebilmekteyiz. Emma bir erkeğe yakışan unsurları kocasında göremediğinden ve buna rağmen sahip olduğu huzuru, sakinliğinden dolayı kocasına kin duymaktadır.

“ortaya ilginç fikirler atıyor, övüleni ayıplıyor, ahlaksız ya da sapkın olanı beğeni ile karşılıyor, bu da kocasının gözlerini kocaman açmasına sebep oluyordu”

Bir oğlan çocuğu doğurmak isteyen Emma bunu gerekçelendirir. “hem bir erkek daha özgürdür, tutkuların peşinden koşar, engelleri aşarak değişik diyarlara gider, en uzaktaki mutluluklara ulaşabilir. Ama bir kadın daima engellenir. Hem güçsüz hem de bükülen bir yapısı vardır. İradesi, bir şapkanın kordonla tutturulmuş kanatları gibi her rüzgar estiğinde, titreyip durur. Kendini hiç durmadan cezbeden arzuları ve onu engelleyen ahlak kuralları vardır.”

Yukarıda geçen üç notta biraz önce de değindiğim Emma’nın karmaşadan kurtulma yöntemine ilişkin anlatılar bulunmaktadır. O içinde bulunduğu toplumun değerlerinin ve sisteminin farkındadır. Ahlaksız olanı beğenme tam da ahlakın kendisine yönelik bir sorgulama olarak günümüz feminizmine kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Yine de Emma çok kutuplu arayışları içerisinde çözümü bir erkek çocuk dünyaya getirmekte bulabilir. İsyan onun isyanıdır fakat realizm tam da geleceğe yönelen bir eylem olarak olayları doğru tahlil edebilmek bağlamında burada Emma’nın arzularının kıyısında durur.

Rodolphe: “ toplumun fesatlığı sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkum etmediği tek bir duygu var mı?”

Emma yukarıdaki cümleye kanarken tam da isyanından kavranmakta, av olmaktadır.

Normandie bölgesindeki en iyi eş eczanının eşi korselerden nefret eden bir kadındır örneğin. İdeal eşlikten hoppa aşığa gidip gelen Emma’nın korsesi de bir gösteren olarak ara ara karşımıza çıkmaktadır.

 

BETİMLEMELER-AYRINTILAR

“…ama evlerin taraçalarındaki su yolları tıkalı olduğunda, yağmurun da pekala göller meydana getireceğini bilmiyordu. Hiç bir şey yapmadan sakince yaşıyordu, ta ki duvarda bir çatlak olduğunu fark edinceye dek…”

Flaubert’in betimlemeleri çoğu zaman o bölgeden ve Emma’nın hayatından geçen bir ayna gibiyse de bu aynanın hem içi hem dışı gösterme kabiliyeti olduğu söylenebilir. İçeri ile dışarının sınırlarını birbirine kaynaştıran bir  betimleme tarzı yukarıda açıkça görülebilmektedir. Bahsedilen çatlağın ismini Emma geriye dönüp baktığında bir türlü koyamaz fakat birikip sel olan o boşluk ölümüne sebep olabilecek şiddettedir.

Rahiplerin  o dönemin ilerlemeci kalkınma düşüncesi hakkında görüşleri veya sanatın ve edebiyatın sosyal hayat üzerine etkileri konusundaki muhafazakar- değişime karşı çıkan- örneğin kadınla erkeğin sosyalleşme biçimlerinin eski usüllerle devamını savunan görüşlerine tarihçi bir yaklaşımla yer verilmektedir.

Homais’in eczacılık tavsiyelerini boşa çıkaran kör adamla arasında geçenlerde yer verilen yazılarından birinde örneğin total kurum olarak serseri, akıl hastaları veya sakatları toplumdan izole etmenin meşrulaştırıldığı kanunların varlığına değinildiğini görüyoruz.

Böylelikle Madame Bovary’de realizmin ögelerine pek çok alıntı ile değinmeye çalıştım. En çok gözüme çarpanlar tarihçilik unsurları ve norm belirtme açısından çizdiği sosyal manzaralar olmuştur. Emma ölümü ve yaşamıyla ve sorgulamalarıyla güçsüzlüğündeki gücü  ortaya koymuş, hatta vazgeçebilmek, çekip gidebilmek, kötü anne ve kötü eş olma cüretini kendinde gösterebilmek yetenekleriyle gücü yeniden tanımlamıştır benim için diyebilirim. Başarılı bir realizme giriş örneği olan bu yapıtta, vak’a Emma’nın hayatının değdiği kişilerle sınırlandırılmıştır. Okuyucunun gözünde tüm açıklığıyla canlanması için doğanın ve kişilerin tasvirleri bolca bulunmaktadır. Çevrenin insan ruhu üzerinde etkisi anlayışı karşımıza çıkan temel unsurlardandır ve yazarın anlatısında insan ruhunun da, çevreyi anlatışını etkilediğini görürüz. Emma‘nın ruhu keder dolu ise onun gözlerinden Flaubert‘in kalemine geçen renkler karanlıktır. Bu koyu tasvirlerde ise Emma düşündüğü kadar yalnız değil. Onu boğan sebepler bize kadar uzanıyor.

 

Hakkında pek çok yazılabilecek Emma ile ilk karşılaşmamdan aktarmak istediklerim şimdilik bu kadar…

*Madame Bovary, Gustave Flaubert, İlya yayınları, 2008, 2.baskı – İzmir,

Çevirmen: Çiğdem Büyükataman

 

 

 

VN:F [1.9.22_1171]
Yazıyı oyla
Rating: 10.0/10 (2 votes cast)

Dosya: Kutuplar ve Geçişler – Emma ve Realizm, 10.0 out of 10 based on 2 ratings

The following two tabs change content below.

Semiha Betül

Latest posts by Semiha Betül (see all)

Yazıyı Beğendiysen Paylaş!

Yorum Yap